16 Kasım 2013 Cumartesi

BOL BOL ÖDÜLLÜ ÇEKİLİŞİN KAZANANI BELLİ OLDU!

12 Ekim tarihinde burada başlattığım çekilişe katılım 10 Kasım günü son bulmuştu. Bugün fırsat bulduğum şu saatlerde çekilişi random.org üzerinden gerçekleştirdim ve sonunda kazananı açıklıyorum...
Öncelikle çekiliş 35 katılımcı arasında gerçekleşti. Çekilişe katılım için sadece blogumu ve facebook hesabımı takip etme zorunluluğu olmasına rağmen katılım oldukça sınırlı sayıdaydı. Buna rağmen katılım süresini uzatmayıp 10 Kasım tarihinde sonlandırdım. Random.org üzerinde 35 kişi arasında yaptığım çekilişte kazanan Kıyıda Yazar isimli katılımcı oldu.
Kendisini tebrik ediyorum ve en geç 20 Kasım çarşamba gününe kadar iletişim bilgilerini simdiduydum@gmail.com adresine iletmesini bekliyorum. O tarihe kadar kendisinden bir geri dönüş olmazsa çekiliş için yedek bir kazanan belirleyip hediyeleri ona göndereceğim. Katılan herkese teşekkürler. En kısa sürede yeni bir çekilişle buluşmak üzere. Sevgiler...

13 Kasım 2013 Çarşamba

RESİMDE PARTİ

Şimdi bu başlığı okuyunca resim isimli bir mekanda parti vereceğimi düşünebilirsiniz. Malesef değil :) Yazının amacı resim sanatında kendine bolca yer bulan partiler. Beni en çok içine alan resim konusu partiler. Nerede parti içerikli bir tablo görsem, keşke şu an orada olabilsem ben de kabarık etekli elbiseler giyip demir sandalyelerde oturabilsem diye düşünür, inşallah hava ilkbahardır da üşütmem gibi endişelere kapılırım :) Partiler Manet başta olmak üzere bir çok ressama ilham olmuş, tabii partinin kalitesi ve eğlenceliliği ressamın tarzına, kullandığı renklere göre de değişiklik gösteriyor.

Örneğin Edouard Manet;
Bu tablodaki insanlarda benim gibi düşünüyor olmalılar ki gayet mutsuzlar. Yeşil bir orman şık giyimli beyler, buna rağmen üff bitse de gitsek bakışlı mavi eşarplı teyzeler. Clubberlar tarafından içinde bulunmanın pek de tercih edilmeyeceği bir parti resmetmiş Manet. Yok ki o zamanlar ortamı hareketlendirecek bir Dj. Herkes sıkılmış ve baygın tabii. 

Bir de Pierre Auguste Renoir'a bakın;
Renoir'ın bu parti tablosunda herkes bir mutlu bir mutlu sanırsın beleş şarap event'i. Tekne partisiymiş bir de, sazlıkların arasında falan. Gideceksen böyle partiye gideceksin arkadaş, yemek açısından biraz zayıf ama meyve falan idare edersiniz artık. Belli ki içkide biraz sınır da kaçmış masada hareketlenmeler var :)

Lawrence Alma - Tadema'da durum bu;
Tabloda malum bir jet sosyete durumu var. Bu kadar gül bahçede yetişmiyordur herhalde. Adam Kral, paraya kıymış yığmış gülleri, güllerin içine birkaç da kadın serpiştirmiş, olmuş mis gibi celebrity parti. 

Sırada Almeida Júnior var;
Ev  partilerini, mutlu aile yaşamını sevenlere tavsiyemiz Almeida Júnior. Evlendim barklandım, 5 de çocuk yaptım, ne işim olur benim partiyle demiş. Ben kitabımı okur, çoluğuma çocuğuma dikiş nakış öğretirim. Eğlen eğlen nereye kadar, eğlence her zaman olur, önce sen bi koluna altın bileziğini tak da... tarzı :)

Bugünlük bu eserlerle yetinecek, bulamadıysak hala, tarzımızı aramaya devam edeceğiz. Örnekleri daha da çoğaltıp sanatseverler tarafından linç edilmek mümkün :)

12 Kasım 2013 Salı

GÜNÜN ŞARKISI

İşten biraz başımı kaldırıp verdiğim kısa arada erkek arkadaşım sayesinde dinleyip sevdiğim bir şarkıyı paylaşayım sizinle. Mutlaka bilenleriniz vardır, bilmiyorsanız da seveceğinize eminim.
      
       Twenty-five years and my life still
      Trying to get up that great big hill of hope
      For a destination...

                           

11 Kasım 2013 Pazartesi

BOL BOL ÖDÜLLÜ ÇEKİLİŞE KATILIM SÜRESİ DOLDU

12 Ekim'de başlayan bol ödüllü çekilişimin katılım süresi az önce doldu. 1 hafta içinde çekilişi random.org üzerinden gerçekleştirip kazananı açıklayacağım. Katılan herkesin şansı her daim yanında olsun :)

I LOVE INSTAGRAM I HATE MONDAYS *15*

Merhaba, hepinize mutlu haftalar. Bu Pazartesi'nin Instagram fotoğrafı için açıklama yapmaya gerek yok. Özlüyoruz, çok özlüyoruz...
Atamızı saygı ve minnetle anıyoruz. Değil 75 yıl, yüzlerce yıl geçse de unutmadık, unutmayacağız...

Beni Instagram üzerinden takip etmek için buraya, twitter üzerinden takip etmek için buraya, Facebook sayfamız içinse buraya tıklayabilirsiniz. Haftaya aynı yazı dizisinde görüşmek üzere. Sevgiler...

32. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI

Bu sene 32. Kez düzenlenen kitap fuarının son gününe biz de yetişelim dedim. Malum dün ulusal yas günümüz, Atamızı kaybettiğimiz gün olan 10 Kasım'dı. Sabahki anma töreninden sonra Söğütlüçeşme'den metrobüse atlayıp Tüyap'a doğru yola koyulduk. 1,5 saatlik uzun bir yolculuktan sonra çılgın bir kalabalıkla birlikte kitap fuarına vardık. Saat 12.50 gibi kitap fuarına varınca ilk olarak Doğan Kitap standına koştuk. Hakan Günday'ın yeni çıkan kitabı "Daha" yı satın alıp saat 13.00 de başlayacak olan imza törenine geçtik. Biz gittiğimizde Hakan Günday'ın gelmesine henüz yarım saat vardı ama sıra bayağı uzamıştı.
1 saatlik bir bekleyişten sonra nihayet sıra bize geldi ve Hakan Günday'la tanışıp kısa bir sohbet ettik. Kendisiyle tanıştığıma gerçekten mutluyum. Beklemediğim kadar sıcak ve ilgili davrandı.
Kendisine imza için buradan da teşekkür ediyorum. Benim için güzel bir an ve anı oldu.
Hakan Günday'ın yanından ayrılıp Kaynak Yayınları'nın standına uğradık. Sayın Muazzez İlmiye Çığ standda kitaplarını imzalıyordu. Ünlü sümerolog'ın Kur'an İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni kitabını da satın alıp kendisine imzalattık. Kendisi gerçekten hayat dolu ve neşeli bir insan.
Fuardaki bütün standları hakkıyla gezmeye çalıştık. Fakat son gün olması nedeniyle gerçekten çok kalabalıktı. Geçen sene gidememiştim fuara, gelecek sene de gitmek isterim fakat kesinlikle son güne bırakmama kararı aldım. O kadar kalabalık ki beğendiğiniz ya da ilginizi çeken kitapları sakin sakin inceleyemiyorsunuz. Ben yine de dikkatimi, ilgimi çeken ve daha önceden almaya karar verdiğim bazı kitapları satın aldım. 
Fuara giderken evde okunmayı bekleyen kitaplarımı da düşünerek, kendime 100 TL harcama sınırı koymuştum fakat belli ki o sınırı biraz aşmışım. Fuardan satın aldığım ve okunmayı bekleyen kitaplarım şöyle:
"Aynı Yıldızın Altında" popülerliği tavan yapmış, pek de tarzım olmayan kitaplardan. Açıkçası sırf ucuz diye aldım :) Çok boş kaldığım bir anda okurum diyip kenara bıraktıklarımdan.
"Cehennem" de popülerliğinin zirvesinde olanlardan. Dan Brown kitaplarını severim fakat bu kitaba 28 TL para vermek istemedim. Fuarda 20 TL'ye düşünce neyse 20 TL verilebilir diyip aldım.Bu da okunmak için bir süre bekleyeceklerden.
"Perşembeleri Parkta" uzuuuuuun zamandır aşk romanı okumamış bana değişiklik olsun diye aldığım bir kitap. Yazarında ilk kitabı sanıyorum, bu kitapla ilgili ciddi endişelerim var ama okuyup göreceğiz bakalım :)
Satın almak için fuara kadar zor sabrettiğim Hakan Günday romanı. Okumak için sabırsızlandıklarımdan.
"Wobbit" kendisini en merak ettiren kitaplardan. Hobbit'in günümüz uyarlaması bu absürd komedi tadındaki kitabı standlar arasında gezinirken buldum ve çok merak ediyorum.
Taze bitmiş bir kitap fuarından bende kalanlar böyle :) Siz gittiniz mi fuara? Neler satın aldınız?

9 Kasım 2013 Cumartesi

Buse Terim Gizli Kalmış Trendleri Keşfediyor

Ünlü moda blogger’ı Buse Terim hayatın gizli kalmış trendlerini Samsung Galaxy Note 3’le keşfediyor.
Bu yolculukta keşfedilmemiş trendleri Buse ve takipçileri belirliyor.

Buse’yi, Samsung Galaxy Note 3 ve Gear’ın öne çıkan özelliklerini kullanırken göreceğimiz bu macera trendlerisenyaz.com’da yer alıyor.

Buse Terim’in gezdiği yerleri takip edip, soracağı sorulara #trendbudur üzerinden en hızlı cevabı gönderen yarışmacılar, sürpriz hediyeler ve Samsung Galaxy Note 3+Gear kazanıyor.

Maceraya buradan katılabilirsiniz: www.trendlerisenyaz.com

 trendleri-sen-yaz

Bir bumads advertorial içeriğidir.

8 Kasım 2013 Cuma

ZOMBİLER DÜNYAYI ELE GEÇİRİRSE...

Geçenlerde bir arkadaşımla karşılıklı oturmuş sohbet ederken, sohbetin tıkandığı anlardan birinde izlediğim zombi dizilerinden birini anlatmaya başladım. Diziyi oldukça detaylı anlatıp bitirdikten sonra, arkadaşımın ilk tepkisi "Zombiler hakkında ne kadar çok şey biliyorsun" oldu. O zaman farkettim ki üniversitelerde olası zombi saldırılarından kurtulma yolları isimli seminerler verebilecek kadar izlemişim bu dizileri. Henüz seminer verecek bir üniversite bulamadığım için şimdilik bloga yazayım dedim :)
Evet diyelim ki bir gün geldi ve dünyada zombi salgını başladı. Haberler geliyor ve gitgide yayılıyor, herkes yavaş yavaş zombiye dönüşüyor. Çevremizdekiler yavaş yavaş dirilip gözlerini kan bürümeye başladıysa yapılacak ilk önemli şey silahlanmak. Benim evimin karşısında bir silah dükkanı var bu nedenle benim için bu iş kolay. Oraya gidip ufak çaplı bir yağma yapıp istediğim kadar lazım olan silahları alabilirim. Eğer sizin böyle bir imkanınız yoksa da korkmayın.Çevrenizde küt uçlu cisimler arayın. Beyzbol oynanmamasına rağmen dünyada beyzbol sopası satışlarının en yüksek olduğu ülkelerden biriyiz. Gidip arabadan beyzbol sopasını alıp trafik harici kullanmanın tam zamanı. Yada hiçbir şey yoksa çevrenizde annenizin gözdesi olmayan bir sehpanın bacaklarını kıvırıp onları da kullanabilirsiniz kafalarını patlatmak için.
Evet işin en zor kısmı olan silahlanma kısmını hallettik. Şimdi kaçma sırası. Artık silahlandığınıza göre dilediğinizce kaçabilirsiniz. Burada önemli olan kısım kaçmak için kendinize uygun bir araç bulmanız. Dünyada gerçek anlamda herkes birbirini yerken alınterimizle çalışıp aldığımız bisikletimize binmeyeceğiz tabiki. Gün bugündür deyip sokağınızdaki size en yakın ve çalıştırabileceğiniz arabaya atlayın. Sokak sakinse uzun zamandır bakıp da keşke benim de böyle bir arabam olsaydı dediğiniz bir arabayı da seçebilirsiniz :)
Şimdiki hedefiniz diğer insanlardan mümkün olduğunca uzağa gitmek. Giderken yol üstünde olan bir benzin istasyonuna girip yiyecek ve bol miktarda su da depolamalısınız. Zombiye dönüşmüş çalışanlara dikkat! Eğer ailenizden uzaktayken zombi salgınına yakalandıysanız onları arama yoluna gitmeyin. Şu anda yapabileceğiniz en iyi şey bulunduğunuz ortamdan uzaklaşıp şehre uzak sakin köylerden birinde kalacak yer bulmak. Ev sahiplerinden kurtulduktan sonra güvende olacağınız bir eviniz oldu demektir. Yıllarca çalışıp ev sahibi olamayanlar için kısmet bugüneymiş demek :)
Evinizi savunmanızı kolaylaştırmak adına da yapabileceğiniz şeyler var. Örneğin camları tahtayla kapatabilir ve geceleri ışığınızı, eğer hala varsa tabii, görmelerini engelleyebilirsiniz. Ayrıca geceleri dışarı çıkmamak da yem olma ihtimalinizi azaltır. Evin bahçesine kuracağınız bubi tuzakları da onları avlamanızda kolaylık sağlar. Ne tip bubi tuzakları diye soranlar varsa açıp 3. sınıf zombi filmlerini yada Afacan Dennis'i izleyebilirler :)
Saydıklarımızın hepsini yaptınız ve artık köy evinizde güvendesiniz. Peki şimdi ne yapacaksınız? Şu saatten sonra yapabileceğiniz şeyler kısıtlı. Ya zombiye dönüşmeniz halinde ilk kimleri ısıracağınız konusunda liste yapacaksınız ya da bir süper kahraman bekleyip dünyayı bu salgından kurtarmasını bekleyeceksiniz. Dua edin de gasp ettiğiniz evde okuyacak bir şeyler olsun, yoksa zaten zombiler sizi yemeden delirip kafayı yersiniz :)

6 Kasım 2013 Çarşamba

TANRI OLMAK İSTEYEN OTOBÜS ŞÖFÖRÜ - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Yaklaşık 3 hafta kadar önce aldığım bu kitabı nihayet okuma fırsatı bulduğumda biraz önyargılıydım, türünden ötürü. En son okuduğum öykü kitabından bu yana neredeyse 10 yıl kadar geçti. 10 yıllık süre zarfında ilgim genelde gerilim-polisiye kitaplarındaydı fakat, bu kitabı rafta görünce dayanamadım. İlk olarak tabii ismi dikkatimi çekti. Tanrı olmak isteyen otobüs şöförü, nasıl yani? Etgar Keret ismini daha öncede duymuş fakat kitaplarıyla tanışma fırsatnıı bulamamıştım. Bu kitabı rafta görünce hemen yazarı hakkında da internette kısa bir araştırma yaptım ve öykülerinden esinlenerek birçok kısa film çekildiğini okudum. Eğitimimi sinema üzerine yaptığım için bu yazarı benim için daha da bir cazip kıldı...
Etgar gerçekten farklı bir yazar. Kitaptaki kara mizah örneği öyküler hem etkileyici hem biraz garip. Okurken sürekli aklımdan geçen şey "çok garip ama çok da güzel" oldu. Öyküleri okuduğunuzda aklınızda kalanlarla aslında, öykülerin ilginçliklerinden öte derin bir alt metni olduğunu da farkediyorsunuz. Öykülerin hepsinin ayrı bir tadı var ama öykülerin birinde geçen şu satırlar beni çok etkiledi. 

"İki tür insan vardır, duvar yanında uyuyanlar ve onları yataktan aşağı iten birinin yanında uyuyanlar."

Hayat tam da yukarıdaki satırlarda yazıldığı gibi değil mi? Etgar bu zamana kadar okumamış olduğum için üzüldüğüm yazarlar arasında yerini çoktan aldı. En kısa sürede diğer kitaplarını da okuyup yorumlarımı paylaşacağım. Gönülden tavsiye edebileceğim bu kitabı sizin de deneyimlemeniz dileğiyle...

4 Kasım 2013 Pazartesi

I LOVE INSTAGRAM I HATE MONDAYS *14*

Yine sendromlu bir Pazartesi'den herkese merhaba. Bu haftasonu evde pinekleyip bol bol gezi blogumla ilgilendim. Aylar önce gittiğimiz İtalya gezimizin son şehri Floransa'yı anlattım. Nerede Floransa yazısı derseniz diğer gezi blogumda burada. Bugünün fotoğrafı da o geziye ait. Vatikan'da Aziz Petrus Bazilikasında sergilenen Michelangelo'nun Pieta'sı.
Bu heykel Meryem Ana'nın genç olarak tasvir edildiği ilk heykel olması açısından da önemli. Instagram'da paylaştığım bu fotoğrafı twitterda da paylaştım ve attığım twit Papa Francis'in kişisel yardımcısı tarafından favorilere eklendi. Yaşadığım şoku tahmin bile edemezsiniz :) Diğer fotoğraflarım için dilerseniz Instagram hesabımı, dilerseniz de Twitter hesabımı takip edebilirsiniz. Haftaya görüşmek üzere...