kitap değerlendirmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap değerlendirmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2014 Pazartesi

PAUSE ANITI - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Yine bir gün Alkım'da dolaşırken önce ismi dikkatimi çekti kitabın: Pause Anıtı. Arkasını çevirince yukarıdaki yazı karşıladı beni. Komik geldi açıkçası ve de ilginç. Kitabın sayfalarına da hızlıca bir göz attıktan sonra almaya karar verdim hemen, pişman da olmadım...
Yazarı İsahag Uygar Eskiciyan her ne kadar kendisi "Bir şey öyküyse, sadece öyküdür" dese de ben tarzını anlamanız için öykülerine deneysel öyküler diyeceğim. Alışıla gelmiş öykü formundan uzak ama bir o kadar ilgi çekici. Kitapta bu günlere ince dokundurmalar olduğu gibi geçmişe de muzip hatırlatmalar var. Her zaman okuduğunuz tarzın dışında bir şeyler okumak isterseniz tavsiye ederim. İyi okumalar...

30 Ağustos 2014 Cumartesi

BİR IKEA DOLABINDA MAHSUR KALAN HİNT FAKİRİ'NİN OLAĞANÜSTÜ YOLCULUĞU - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Başlığı görüp de bu nasıl isim böyle diye düşünerek tıkladığınızı biliyorum. Ben de zaten kitabı bu nasıl isim ya diyerek aldım elime :) Alkım'da gezinirken Aaa biri ikea katalogu bırakmış buraya diyerek yönelmiştim daha sonra kitap olduğunu farkettim. Sonraki fikrim Yuh yani Ikea sponsor olup kitap mı yazdırmış birine oldu. Kitap Türkçeye Can Yayınları tarafından uyarlanmış. Hemen yazarı Romain Puertolas hakkında da ufak bir araştırma ve vardığım sonuç bu kitap yazarın ilk kitabı. 36 ülkede yayınlanıp 33 dile çevrilmiş. Yani mutlaka bir şansı hak edenlerden. Satın aldım tabiki...
Kitabın konusundan bahsetmek gerekirse Racastan'lı Hint Fakiri Ajatashatru çivili bir yatak almak için Paris'teki Ikea mağazasına yolculuk eder cebindeki sahte 100 euro ile. Kısa olacağını düşündüğü yolculuğu İtalya, İngiltere ve Libya'nın da içinde bulunduğu bir serüvene dönüşür. Bu serüvende karşılaştığı umut dolu güzel insanlar (Göçmenler) dolandırıcı Hint Fakiri'ni kökten değiştirip hayatına ahlak ve güzellik eklerler.
Bir Ikea dolabında başlayan serüveni uçak, balon ve gemi seyahati ile son bulan Hin fakirinin hikayesinin 36 ülkede yayınlanmış olmasının haklı bir tarafı var. Öncelikle göçmenlik konusundaki hassas ve ince tutumu vicdanınızı dile getiriyor. Sonrasında ise ben bunu der bunu söylerim: Eğer bir hikayede bir Hintli varsa o hikaye yüzde 90 eğlencelidir :) Yazarın yazım dili ve öykünün akıcılığı ile öykü içinde öykü kurmaca yapısı kitabı elinizden bırakamamanıza neden oluyor. Bir cumartesi sabahı başlayıp akşamına bitirdiğim kitaplardan oldu bu kitap. Yazarın ilk kitabında bu başarıyı yakalamış olmasına sevindiğim kadar ikinci kitabını da sabırsızlıkla beklememi sağladı. Okuyanlarınız varsa fikir ve paylaşımlarınızı bekliyorum. Mutlu haftasonları...

26 Ağustos 2014 Salı

MIGUEL - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Geçtiğimiz günlerde bahsettiğim Babil.com alışverişimden gelmesini sabırsızlıkla beklediğim kitaptı Miguel. Dünyaca ünlü İspanyol, çocuk kitapları yazarı Alfredo Gomez Cerda'nın bu kitabını İletişim yayınları Türkçe'ye çevirdi. Evet bu bir çocuk kitabı. Fakat anti-kapitalist yaklaşımıyla yazar, günümüz dünyasına yönelttiği eleştirileriyle yetişkinler için de okunması gerekli bir kitap yazmış. 
10 yaşlarındaki Miguel ve ailesi birlikte rahat bir yaşam sürerken bir gün alışveriş merkezine giderler ve Miguel orada kaybolur. Ailesini bulmak üzere otoparka giderken bir evsizle karşılaşır. Kısa bir konuşmanın ardından karşılaştığı derbeder adam ona bir şiir okur:

"Her gün dışarı çıkan bir çocuk vardı
 Ve baktığı ilk şeyde 
 Dönüşüverdi o nesneye..."

Bu şiir Miguel'in hayatını değiştirir. O günden sonra Miguel neye dikkatli baksa ona dönüşür. Bazen evdeki yardımcıları Peru'lu Casilda'nın kalemine bazense Afrikalı küçük bir kız çocuğuna... Yazar öyküde Miguel'e farklı insanları farklı hayatları yaşatırken okuru da içine katmayı başarmış. Miguel'in her dönüşümünde okuyucu olarak siz de dönüşüyorsunuz sanki ve empati kuruyorsunuz.
Kitap bir çocuk kitabından beklediğimden daha fazla şey kattı bana. Aynı zamanda kitabı resimleyen Javier Zabala her zamanki gibi çok başarılı. İlginç tarzıyla bu kitaba çok güzel uyum sağlamış bence. Küçük Prens'e nasıl sadece bir çocuk kitabı diyemiyorsak bu kitaba da diyemeyiz. Her yaştan insanın okuduğunda içinde bir şeyleri harekete geçirecek bir kitap bu...

24 Ağustos 2014 Pazar

ARTEMISIA'NIN ÇİLESİ - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

D&R'ın en son yaptığı indirimden 5 TL'ye aldığım kitaplardan biriydi Artemisia'nın Çilesi. İşyerimde öğle arasında hiç inceleme fırsatı bulamamış sadece kapağına bakarak almıştım. Fiyat da cazip olunca okuyamazsam da belki okumak isteyen biri çıkar ona veririm diye düşündüm. Neyseki kitabın ilk cümlesinde bu düşüncenin yersiz olduğunu anladım...
Literatür yayınlarının Tarihsel Romanlar Dizisi'nde yer alan bu roman İtalyan ressam Artemisia Gentileschi'nin hayatını konu alıyor. Sanatın başkenti Floransa'da yer alan Accademia dell'Arte del Disegno'ya kabul edilen ilk kadın ressam olan Artemisia, genç yaşta, kendisi gibi ressam olan babasının yakın arkadaşının tecavüzüne uğrar ve o günden sonra hayat onun için engellenemez şekilde değişir. Yukarıda fotoğrafta gördüğünüz resim de Artemisia'nın kendisinden esinlenerek yaptığı Susanna and the Elders adlı eseri. Zamanla ünü tüm ülkeye yayılan Artemisia Gentileschi bir dönem Medici ailesinin himayesine bile girer.
Susan Vreeland'ın, tüm hayatının en güzel dostluğunu Galileo Galilei ile yapan Artemisia'nın vicdan, nefret ve acıma hisleri arasında geçirdiği hayatını anlattığı bu kitabı okuması kolay ve akıcı. Aralardaki zaman atlamalarına adapte olmak yazarın sade anlatımı sayesinde zor olmuyor. Eğer hem tarih hem sanat içeren bir roman okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre...

7 Ağustos 2014 Perşembe

HAMUR TATLISI CİNAYETİ - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

İlk kitabını eğlenerek okuduğum ve hiç bitmesin istediğim Rita Falk'un ikinci kitabı raflarda yerini alır almaz gidip aldım tabiki. Kış Patatesi Köftesi gibi bu kitabının da ismi çok ilginç ve biraz da saçma :) Sanıyorum bu yazarın en sevdiğim yönü de bu. Aslında hiçbir önemi olmayan ama ilginç ve dikkat çekici betimlemeleri.
Yine Pegasus yayınları tarafından yayımlanan kitapta Franz Eberhofer başrolde. Bu kitap ilk kitabın devam niteliğinde olmasına rağmen ilk kitabı okumadan da anlayabileceğiniz bir konu ve anlam bütünlüğüne sahip. Kitap, duvarına "Geber Domuz" yazılmış bir okul müdürünün Höpfl'ün esrarengiz ölümüyle alakalı. Franz'ın bu ölümün nedenini araştırırken ailesi ve Susi ile olan ilişkisi de işin esrarengiz kısmı kadar ilgi çekici. Genel olarak okuması kolay ve eğlenceli, üslubu akıcı ve çevirisi güzel bir kitap bu. Okurken yorulmadığınız, entrikadan entrikaya koşturmayan fakat yine de heyecanlandıran ve meraklandıran bir polisiye arıyorsanız bu kitap tam sizlik...
Rita Falk'un ilk kitabı olan Kış Patatesi Köftesi'nin kitap değerlendirmesini okumak için buraya, tüm kitap değerlendirmesi yazılarım içinse buraya tıklayabilirsiniz. Sevgiyle kalın...

13 Temmuz 2014 Pazar

GÜLMEKTEN ÖLEN ADAM VAKASI - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Aslında bu yazıyı size 2 hafta önce yazmış ve yayınlamıştım. Fakat farkettim ki yazı hiç yayına girmemiş. Blogspot yüzünden mi benim bilgisayarım yüzünden mi bilmiyorum ama aslında yazdığım bir şeyi yeniden yazmaktan hiç hoşlanmasam da kitabı o kadar sevdim ki yeniden yazmaya değer diye düşündüm. Polisiyenin okumadığım türü kalmadığını düşünen ben Kadıköy Alkım'da kitaplara baka baka gezerken gözüme bu kitap takıldı. Daha önce de söylediğim gibi kitap kapakları bence çok önemli. İçerik tabiki her şeyin önünde gelir fakat kapak da ilgi çekici olmalı ki okuyucuyu kendisine çeksin. Bu kitap tam da böyle bir kapağa sahip. İsmi de ilk dikkatimi çeken şeylerden oldu: "Gülmekten Ölen Adam Vakası" Nasıl yani diye düşünürken kitabı incelemeye koyuldum ve bir Hint Polisiyesi olduğunu gördüm. Detaylar hakkında daha da meraklanınca hemen satın aldım. Tarquin Hall İngiiz bir yazar ve Vish Puri'nin baş karakeri olduğu polisiyelerine 2009 yılında başlamış. İlk kitabı Kayıp Hizmetçi Vakası imiş fakat ben kendisini bu kitap ile tanıdım. Yazar kitaplarını Hindistan'da gazetecilik yaptığı dönemde yaptığı gözlemlere dayanarak yazmış. Kitaplarında baş karakter dedektif Vish Puri'nin kendine has yöntemlerle sorunları çözüşünü anlatırken Hindistan'ı da trajikomik ve çok renkli olarak resmetmiş. Zaten görmek istediğim ülkelerin başında gelen Hindistan'ı daha da cazip kıldı benim için. Hindistan'ın en bilinen bilimadamlarından ve hayatını guruların yalanlarını ortaya çıkartmaya adamış Dr. Suresh'in kahkahalar atarak gülerken esrarengiz şekilde hayatını kaybedişini ve bu olaylar zincirinin ardındaki gerçekleri ortaya çıkartmaya çalışan Vish Puri'nin maceralarını anlatıyor kitap. Kitap akıcı ve elinizden bırakamayacağınız türden. Tarquin Hall'un bu kitabında sadece macera değil, üçüncü dünya ülkelerinin ortak kaderi olan, çevre kirliliği, toplumsal eşitsizlik, kokuşmuş medya ve hukuk sistemini de gözlemleyebilirsiniz. 
Gece gündüz, işyerinde öğle aralarında bile elimden düşmeyen bu kitabı sizin de beğeneceğinizi umuyorum. Hepinize şimdiden iyi okumalar, mutlu pazarlar...

1 Nisan 2014 Salı

ÖLÜM PORNOSU - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Chuck Palahniuk'un Snuff isimli kitabının Türkçeye çevrilmiş hali Ölüm Pornosu. Aynı zamanda yazara ait okuduğum 3. kitap. Bir çok Palahniuk okuyucusundan farklı olarak ben okumaya "Görünmez Canavarlar"dan başladım. "Gösteri Peygamberi" ile devam ettim. İyi ki de öyle yapmışım. Sanırım yazarın okuduğum ilk kitabı Ölüm Pornosu olsaydı hakkındaki fikrim oldukça farklı olurdu... 
Bu yorumu yapmamın ilk nedeni üstte saydığım kitaplara göre daha sönük olması. Sürükleyici mi evet sürükleyici fakat kurgusu okuduğum diğer iki kitabına göre daha zayıf. Görünmez Canavarları okurken özellikle, her sayfayı çevirdiğimde bakalım ne olacak diye meraklanıyordum bu kitapta bunu yaşamadım malesef. Kitabın sonunda ortaya çıkan sürprizi de ilk 40 sayfada tahmin etmiştim. Aynı zamanda ana konuyu besleyecek olan yan konular o kadar zayıf işlenmiş ki bırakın ana konuyu desteklemeyi kendisine kitapta yer bile edinememiş. Dediğim gibi daha önce okuduğum 2 kitap arasında içlerinde en zayıf olanıydı bu. Palahniuk hala favori yazarlarımdan olsa da bu kitabı, yazarı ilk defa okuyacak birine tavsiye edebileceklerimden değil malesef. Elimde tüm kitapları mevcut. Birer kitap ara vererek okumaya çalışıyorum. Bakalım gelecek sefer ki Palahniuk kitabı neler hissettirecek?

2 Mart 2014 Pazar

GÖSTERİ PEYGAMBERİ - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Bir haftalık bir aradan sonra buruk bir merhaba hepinize. Facebooktan takip edenler varsa haberleri vardır, geçen hafta Pazartesi günü sabaha karşı dedemi kaybettik, kolumuz kanadımız eksik artık :( Hayatımda ilk defa birini kaybediyorum ve bu kişinin çok sevdiğim, değer verdiğim ve üstümde çoook hakkı olan canım dedemin olması beni daha bir fazla yıktı. Her zaman özleyeceğim ve eksikliğini hissedeceğim ama hayat da bir yandan devam ediyor değil mi? Pek keyfim yok neşem yok ama Gösteri Peygamberi'ni okuyalı yaklaşık 2 ay oluyor. Hala değerlendirmesini yazmamışım unutmadan yazayım biraz da kafam dağılsın istedim açıkçası.
Chuck Palahniuk'un Fight Club'tan sonra yayınladığı 2. kitabı Survivor Türkçeye Gösteri Peygamberi olarak çevrilmiş. Kitap, çok akıcı bir üsluba sahip olmasa da Dünya Romanları arasında kesinlikle okunması gerekli diye nitelendirebileceğim tarzda. Öncelikle kitaptan bahsetmeye sayfa numaralandırmasından başlayayım. Sayfalar baştan değil sondan başa doğru numaralandırılmış. Böylece birinci sayfaya geldiğinizde kitap bitmiş oluyor. Bunun nedeni her şeyin başladığı yere dönmesi. Kitabın baş karakteri Tender Branson, Amerika'da bir dönem oldukça popüler olan mezhepler gibi Creedish mezhebine mensup. Gün gelip bu mezhebe mensup olan son kişi olduğu anlaşılınca hayatı da içinden çıkılmaz bir şekilde değişmeye başlıyor. Bu aşamadan sonra medya karışıyor olaya yıkıcı gücüyle. Asıl vurgulamak istenen medyanın bakış açımıza nasıl kolayca yön verebildiği. Günlük hayatta çokca farkında olmuyoruz belki ama kitabın her kelimesinde "Aaaaa!" oluyor insan. Kitap genel olarak yeni modern dünyanın karmaşasına karşılık sivri dilli bir değerlendirme.

"Eğer kimse izlemiyorsa, herhangi bir şey yapmanın çok anlamsız olduğunun farkına varıyor insan. Çarmıha gerilme sırasında izleyici sayısı düşük olsaydı, olayı başka bir zamana ertelerler miydi diye düşünmeden edemiyorum."

"İsa'nın neredeyse çıplak olmadığı bir haç hiç görmedim. Hiç şişko bir İsa görmedim.Ya da vücudu kıllı bir İsa görmedim. Gördüğüm her haçta İsa, belinden yukarısı çıplak olarak bir kot markası veya erkek parfümü için modellik yapacak görünümde."
Bir solukta sindirip okuyabileceğiniz bir başka Chuck Palahniuk kitabı da böyle. Yeraltı edebiyatı seviyorsanız ya da daha önce hiç okumamış ama başlamak istiyorsanız kesinlikle uygun bir kitap bu. Palahniuk her geçen gün biraz daha sevdiğim bir yazar oluyor. Şu anda başka bir yazardan başka bir kitap okuyorum. Sürpriz olsun size. Ben o kitabın değerlendirmesini yazana kadar önceki kitap değerlendirmelerimi okumak isterseniz sizi buraya alalım lütfen. Bol okumalı günler dilerim...

25 Ocak 2014 Cumartesi

NİMROD ÇILDIRIŞLARI - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Etgar Keret'in kitaplarıyla ilk tanışmam bloguma da yazdığım gibi Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şöförü kitabını satın almam ile oldu. İlginç tarzı ve kara mizah unsurları taşıyan hikayeleri ile okuduğum ilk kitabıyla zaten beni  benden aldı. Bunun üzerine bütün kitaplarını satın aldım ve araya başka yazarların başka kitaplarını da alarak okumaya devam ediyorum. İkinci olarak okuduğum kitabı Gazze Blues'du. Dediğim gibi araya başka yazarlar okuyarak devam ediyorum ve en son, Bir Psikiyatristin Gizli Defteri kitabını okumuş değerlendirme yazısını da yazmıştım. O kitaptan sonra canım biraz öykü okumak istedi ve Etgar Keret'in ilk olarak 2006 yılında Parantez Yayınları tarafından türkçeye çevrilmiş benim ise Siren Yayınları basımıyla sahip olduğum Nimrod Çıldırışları kitabını okumaya başladım.
Keret bu kitabında da kara mizahın dibine vurmuş. Tarzını zaten az çok hepimiz biliyoruz. Öyle farklı, öyle fantastik, öyle müthiş ki sanki yapılacak en küçük müdahale yada eleştiri kitapta yarattığı dünyayı başımıza yıkacak gibi. Her kitabında biraz daha şaşırıyorum yarattığı dünyaya. Ve her öyküsünü seviyorum ama her kitabında bir favorim oluyor mutlaka. Nimrod Çıldırışları'nda ise favorim kitaba ismini veren öykü olmadı, favorim "Öykü Biçiminde Bir Düşünce".

"Genç adam o hücrede ip biçiminde son bir umutsuzluk düşüncesi düşünmüş ve ucuna bir ilmik atıp kendini asmış. Umutsuzluk ipi düşüncesi ay insanlarını o kadar heyecanlandırmış ki  herkes kendi umutsuzluk ipini düşünüp ilmeği boynuna geçirmeye başlamış. İşte böyle yok olmuş ay insanları, arkalarında o yalnızlık hücresini bırakarak. Ama yüzyıl süren uzay fırtınalarından sonra  o da çökmüş…"

Öykü Biçimde Bir Düşünce öyküsünden kısa bir kesit. Böylesi aykırı böylesi kıvrak ve böylesi kalbinize saplanacak öyküler arıyorsanız eğer bu kitap sizin için bir nimet olacak. Yeni kitaplarda ve yeni dünyalarda görüşmek üzere...

20 Ocak 2014 Pazartesi

BİR PSİKİYATRİSTİN GİZLİ DEFTERİ - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Gün geçmiyor ki bir kitap daha okunup bitmesin :) İşlerimin bu aralar yoğun olması nedeniyle günde yarım saat okuyarak yaklaşık 5 günde bitirdiğim Bir Psikiyatristin Gizli Defteri kitabının değerlendirmesinde sıra. Öncelikle satışa çıktığı günden bu yana oldukça popüler olan bu kitap bana şansımla birlikte gelmişti, nasıl olduğunu hatırlamak için buraya tıklayabilirsiniz.
Açıkçası bu kitaba çok büyük beklentilerle başlamadım ama hayalkırıklığına da uğramadım. Yani bu kitap ne "Herkes mutlaka okumalı" kitabı ne de "Okuyup zamanınızı boşa harcamayın" kitabı. Şunu söyleyebilirim ki eğer benim gibi psikoloji'ye ilgi duyuyorsanız hoşunuza gidecektir. Kitap boyunca farklı psikolojik rahatsızlıklar ve bunların temelinde yatan ana sorunlar ortaya çıktıkça, zaman zaman şaşkınlığınızı saklayamayabilirsiniz. Kitap bu anlamda isminin hakkını veriyor, gerçekten de sıradışı vakalarla dolu. Kitap edebi olarak size çok bir şey katmayacak olsa da Psikoloji gibi zor bir alana ait olayları bile herkesin anlayabileceği bir dille anlatmış ve okuyucuya, içinden çıkılmaz sorunların temelinde bile ne kadar basit nedenler yatabileceğini göstermiş. Kitap okuması kolay, anlatımı yalın ve akıcı bir üsluba sahip. Vikitap'ta kitaba 10 üzerinden 7 vermiştim. Okuyup okumayacağınıza siz de ona göre karar verebilirsiniz. Ben şu anda Etgar Keret'in Nimrod Çıldırışları'nı okuyorum. Çok yakında da bitirir, değerlendirmesini hemen bloga eklerim. Sizlere de okumak için yeterli zamanınızın olacağı günler diliyorum...

11 Ocak 2014 Cumartesi

GÖRÜNMEZ CANAVARLAR - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Beni Instagram'dan takip edenleriniz varsa, çok ses getiren Idefix alışverişimi görmüşsünüzdür mutlaka :) Burada asıl konu alışveriş değil, satın aldığım tüm Chuck Palahniuk kitapları tabiki. Sadece Fight Club'ı satın almadım eserleri arasında, onu da önce filmini izlediğim hiçbir kitabı okumayı sevmediğim için...
Hakan Günday'ın Daha'sını bitirir bitirmez bu harika 11 kitaptan başlangıç için "Görünmez Canavarlar"ı seçtim. Chuck Palahniuk'ın tüm eserleri gibi bu kitapta Ayrıntı Yayınlarından çıkmış. Kitap hakkında aslında söylenecek çok şey var, Spoiler içermeden yazmak zor :) İlk olarak söyleyebileceğim şey kitabın her sayfada biraz daha şaşırtıcı olması. Kitabın başından sonuna kadar hikayeler arasında gidip geliyorsunız. Kitabın sonu sert bir tokat gibi çarpıyor yüzünüze. İlk defa okuduğum bir kitapta böylesi bir his yaşadım. Kitap boyunca 3-4 kere "Hadi canım!" "Yok artık!!!" nidaları yükseldi içimden. Aynı zamanda kitabın kurgusal seyri de bana favori yönetmenim Darren Aronofsky'i hatırlattı. Baş döndüren geçişler ve dahiyane geri dönüşlerle kitap, hiç durmadan ilerleyen bir spor araba gibi. Toplumsal yaşamın, estetik kaygı zorlamasıyla insanları yapaylaştırması, yalnızlaştırması ve görünmezleştirmesi üzerine eğilen kitap, okunduktan sonra okuyucunun da önyargılarıyla yüzleşmesine sebebiyet veriyor. Palahniuk, bir konuda tek bir fikire sabitlenen toplum yapısının, karşıt veya farklı görüşleri nasıl yok edip dışladığını, seks ve cinsellikten beslenerek anlatıyor.

"Her akıllı kadın yakışıklı bir erkeğin en iyi aksesuarı olduğunu bilir."

Bütün eserlerini peşpeşe okuyup bitirmeyeyim diye şu an araya Bir Psikiyatristin Gizli Defteri kitabını aldım. O da şimdilik akıcı ve güzel gidiyor. Onu da bitirir bitirmez burada değerlendirip yayınlayacağım. Daha önceden yayınladığım kitap değerlendirmelerine de buradan ulaşabilirsiniz. Yeniden görüşmek üzere. Mutlu haftasonları...

7 Ocak 2014 Salı

DAHA - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Kasım ayında gittiğim 32. Uluslararası Kitap Fuarı'ndan bir sürü kitap almış ve buradaki yazımda da yazmıştım. Açıkçası o fuara gitmekteki en önemli nedenim Hakan Günday'ın o dönemde yeni çıkan bu kitabıydı. Diğer yazımda okuyabileceğiniz gibi, kitabı satın almış ve hatta imzalatmıştım da.
Araya bir kaç kitap girdi fakat artık "Daha"ya sıra geldiğini düşündüm ve 3 gün önce başladım okumaya. Roman kurgusal akışı, diğer Hakan Günday kitaplarından biraz farklı. Tüm kitaplarını okudum ama ilk defa bir kitabında sıkılacak gibi oldum. Nedenine gelince, kitap kurgusal olarak güzel bir başlangıç yaptı. Giriş bölümünü geçtikten sonra hafif bir duraksama yaşadı ve betimlemeler arttı. Betimlemeler artınca ben de sıkılacak gibi oldum. Bu tam olarak kitabın hemen hemen ortasına kadar sürdü. Kitabın ortalarına denk gelen yerde ki bu kitabın doruk noktası oluyor, kazayla birlikte kurgu da çözüldü, aktı gitti. O andan sonra kitap nasıl bitti anlayamadım. Sadece kitap "o an"a tırmanırken biraz yavaşladı gibi. Onun haricinde yazarın her ktiabı gibi Daha'nın da okunması gerektiğini düşünüyorum. Kitapta beni etkileyen, zaman zaman sinirlendiren, bazen içimi parçalayan çok fazla şey var. Ve acayip cümleler...

"Diyor ya Aşık Veysel, 'iki kapılı bir han' diye? Ondan cereyan yapıyor bu hayat! Onun için üşüyorum hep. Gideyim de kapatayım birini!"

"Kucağımda bir çocuk şaman taşıyordum! İslamabad'dan Kabil'e kadar bütün kaçakçıların ruhsal klavuzu! Her şeyi bilen ve yapabilen bir çocuk. Maxime'i düşündüm. O Fransız gazeteciyi... Sonra da çocuğun elini öptüm. Bir küçük şamanla karşılaşıldığında mutlaka yapılması gerektiği gibi..."

"Çünkü masallarında 'Açıl susam, açıl!' diyenler, gerçek hayatta 'Kapan Kadın, Kapan!' demişti. Dünyanın öyle bir yerindeydik ki erkeklerin her biri kendini Ali Baba sanıyor, geriye kalan herkesin de Kırk Haramiler olduğuna inanıyordu. Anlatıla anlatıla masal gerçek olmuştu."

2 Ocak 2014 Perşembe

KIŞ PATATESİ KÖFTESİ - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

En son okuduğum Aynı Yıldızın Altında kitabının hayalkırıklığından sonra neşeli bir şeyler okuyayım diyerek başladım Kış Patatesi Köftesi'ne. Ve söylemeliyim ki pişman da olmadım.
Pek sevdiğim Pegasus yayınlarından çıkan bir kitap bu. Yazarı Rita Falk'un ilk polisiye romanı. Rita yazmaya devam ederse ben de okumaya devam edeceğim gibi görünüyor. Yazdığı gibi tam bir Alman Taşra polisiyesi. Kitabı okumanızı isterim bu nedenle fazla detaya girmek istemiyorum ama kısaca konu, Münih polis teşkilatından disiplinsizlik nedeniyle sürülmüş Franz Eberhofer'in etrafında geçiyor. Kasabanın durgunluğundan bunalan Franz, bir ailenin teker teker, esrarengiz şekilde ölmeleriyle vakalara dört elle sarılır. Bu davayı çözmeye çalışırken kendi başından ve kasaba halkının başından geçenleri eğlenceli bir şekilde, Alman komedisi olarak anlatıyor kitap.

Yazarı Rita Falk bu kitabı yazmaya başlamadan önce şöyle düşünmüş:
"Okuduğum ve kötü bulduğum yığınla kitabın ardından bir süre sonra şöyle bir duyguya kapıldım: Ben de kötü kitaplar yazabilirim. Hatta belki iyi bir kitap yazmayı bile başarabilirim. Ya da en azından komik kitaplar."

 Yazar dediğinin bir kısmını da yapmış. İyi ve komik bir kitap yazmayı başarmış. Aynı Yıldızın Altında gibi daraldığım, bitirmek için kendimi zorladığım bir kitaptan sonra bu kitap bana terapi gibi geldi. Benimle aynı durumda olan varsa tavsiye ederim :) Bu kitap da bitince kitap fuarında alıp hatta imzalattığım Hakan Günday'ın Daha kitabına başladım. Onun da değerlendirme yazısı çok yakında burada olur. Okumak için bol zamanımızın olduğu günler olması ümidiyle...

31 Aralık 2013 Salı

ERKEN YENİ YIL HEDİYELERİM #2#

Bu sene, diğer blogların yaptığından biraz daha farklı olarak, Yeni yıl, yeni başlangıç, yeni bir kitap etkinliğ düzenledim biliyorsunuz ki. Katılımcıları kura ile eşleştirdim ve birbirimize yeni yıla girmeden hediyelerimizi gönderdik. Nasıl bir etkinlikti görmek isterseniz buraya ve buraya tıklayabilirsiniz. Ben çekilişte sevgili Arzu ile eşleştim.
Ve dün, yeni yıla 1 kala paketim elime ulaştı. Öncelikle paket inanılmaz ağırdı, bir kitap ve bir defter nasıl bu kadar ağır olabilir diye düşünürken, paketi açtığımda nedenini anladım. Arzucuğum bana bir sürü sürprizler hazırlamış :)
Gördüğünüz gibi kutunun ağırlığı ağzına kadar dolu olmasından kaynaklanıyor :) Öncelikle Arzu bana çok güzel bir mektup yazmış, güzel dileklerini ilettiği. Aynı güzellikleri ben de onun için diliyorum.
İlk olarak gönderimi zorunlu olan hediyemiz kitaptan başlayayım. Arzu benim için Ahmet Ümit'in Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitabını seçmiş, pek de iyi etmiş. Okumamıştım ve merak ediyordum. Bu süper oldu!
Diğer zorunlu hediyemiz olan defter-ajandam da, ,Gıpta'nın ışıl ışıl parlayan gri bir ajandası. Ajanda herkese gerekli olan bir şey zaten, rengini de çok sevdim.
Ve bunlar da Arzunun bana güzel sürprizleri. "Tatlı ve güzel başlangıçlar yapabilmek için..." notuyla gönderdiğin tatlıyı yedik bile Arzucum :) Her şey için çok ama çok teşekkürler. Tokaya da ayrıca bayıldım, tam benim tarzım. Düşünceliliğin ve güzel notların için çok ama çok teşekkür ederim. Dilerim yeni yıl sana ve bu notu okuyan herkese mutluluk, sağlık, başarı ve boool kazanç getirir :) Mutlulukla...

23 Aralık 2013 Pazartesi

AYNI YILDIZIN ALTINDA - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Geçtiğimiz haftalarda nihayet bitirdiğim bu kitabı ancak yazmaya vaktim oluyor. John Green'in The Fault in Our Stars orjinal isimli bu kitabı sanırım okuduğum son kitabı olacak. Tamamen kitap fuarı ucuzluğunda kafa dağıtmak için okurum, alayım dediğim bu kitabı meğer genç, ergen kızlarımız okuyup okuyup ağlamak için alıyorlarmış. Bundan da yeni haberim oldu. Nitekim bazı kitap değerlendirmelerinde okudum ki o ergen kızlarımız kitabın onları yeterince ağlatmayışından da rahatsızlarmış. Rahatsızın kim olduğunu bir kez daha düşünüp bu konuyu daha fazla uzatmıyorum :)
Yukarıda da bahsettiğim gibi, ergen kızların bizi yeterince ağlatmadı diyerek söylemek istedikleri şudur: Yazar kanser hastası iki gencin aşklarını anlatırken olayı çok da ajite etmiyor .Bu beni mutlu ederken onları hayalkırıklığına uğratmış sanıyorum. Öncelikle kitabın ilk başları gerçekten çok sıkıcı. Hatta neredeyse son 100 sayfaya gelene kadar sıkıntıdan patlamak üzereydim. Okurken yazara, tamam geç hadi buraları demek istiyor insan. Nihayet son 100 sayfaya geldiğinizde olaylar olması gereken hıza kavuşuyor. Ve zaten sonra da kitap bitiyor :) Yazar olayları anlatırken ajite etme yoluna gitmezken nadiren güldürmeyi de başarmış bu kitapta. Bu kitabın değerlendirme notunu yazdıklarımdan sonra yeterince net anlaşmışsınızdır zaten. Kısaca bir daha John Green okumayı düşünmüyorum ve New York Times Bestseller listesini de ergenlerin yönlendirdiğini düşünüyorum :) Filmin bir de kitabı çekiliyormuş ki aman yarabbi! deyip bu konuyu kapatıyorum :) Şu anda Rita Falk'dan Kış Patatesi Köftesi'ni okuyorum, mutluyum, huzurluyum, yakında değerlendirmesini buraya yazıyorum. Öptüm :)

16 Aralık 2013 Pazartesi

I LOVE INSTAGRAM I HATE MONDAYS *20*

En yorgun başladığım Pazartesi'lerden birinden hepinize merhaba. Bugün haftanın ilk günü ne yorgunluğu bu diye düşünebilirsiniz, haftasonu şehirdışında iş gezisindeydim. Hem tatil hem iş diye düşünürken, etkinlik birden sadece iş şekline dönüştü ve gerçekten çok yoruldum. Pazartesileri zaten kendi başına kötüyken, bu yorgunlukla bu Pazartesi daha da bir çekilmez olacak gibi :) Şu an evde olup, dinlenip kitap okumak için neler vermezdim. Bugünün Instagram fotoğrafını da bunu düşünerek seçtim:
Biliyorsunuzdur belki, geçen hafta Aynı Yıldızın Altında kitabını okuyordum, yeni bitirdim. Onun değerlendirme yazısını da çok kısa bir süre içinde yayınlamış olacağım, merak edenler için. Bu kitabı ise internette gezinirken yine ismi dikkatimi çektiği için satın almıştım. Komik, eğlenceli bir taşra polisiyesi. 40 sayfa kadar okudum şimdilik ama yazarın üslubu ve dili gerçekten eğlenceli. Bitince bu kitabın değerlendirmesini de yazacağım.
Instagram profilimi takip etmek için buraya, diğer kitap değerlendirmelerimi görmek içinse buraya tıklayabilirsiniz. Sevgiyle kalın...

29 Kasım 2013 Cuma

GAZZE BLUES - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi Etgar Keret'a rastgele raflar arasında gezinirken denk gelmiş, denemek istemiş ve çok sevmiştim. İlk okuduğum kitabı, blogu takip ediyorsanız hatırlıyorsunuzdur, Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şöförü idi, değerlendirme yazısı burada. Satın aldığım ilk kitabını çok beğenince, hemen 2-3 kitabını daha satın aldım. İçlerinden okumak için ilk seçtiğim ise Gazze Blues oldu. Bu yazarın 2009 yılında Filistinli yazar Samir El-;Youssef ile yazdığı kitabı. Ben ise ilk olarak 2010 basımı kitabını okudum :)
Kitabın ismine bakıp, her ne kadar savaşın iki yakasının paylaşımlarına dair öyküler göreceğinizi umsanız da, iki yazarın ortak noktada buluştuğu öyküler yok kitapta. Etgar Keret'in öykülerinde, okuduğum diğer kitabının değerlendirmesinde de bahsettiğim gibi, gerçeküstülüğün gerçekliğine rastlıyorsunuz. O kadar gerçeküstü ama o kadar gerçek ki. Bu kitabında da beni  çok etkileyen, vurucu bir öyküsü var. İsmi "Müthiş Yapıştırıcı" Şöyle diyor:
"Kitap kulesinin üstüne çıkıp öptüm onu. Dilini dilimde hissettim. Ayağımın altındaki kitaplar devrildi ama havada kaldım, bir tek dudakları tutuyordu beni."
Bu kitaptan sonra da Etgar, diğer kitaplarını okuma hissi uyandırdı bende....
Samir El Youseff ise kendi gerçekliğinden esinlendiğini tahmin ettiğim tek bir öykü yayınlamış kitapta. Etgar gibi, farklı bir üslubu olmasa da okurken sıkılmayacağınız bir öykü ile yer alıyor. Yine bitti bir Etgar Keret kitabı daha. Şu an kitap fuarından ucuz diye aldığım Aynı Yıldızın Altında kitabını okuyorum. Onun hakkındaki değerlendirmelerim için sanırım biraz daha beklemeniz gerekecek. Yakında görüşmek üzere...

20 Kasım 2013 Çarşamba

HİTLER OYUNCAĞIMI ÇALDI - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Geçtiğimiz hafta bitirdiğim Hitler Oyuncağımı Çaldı kitabının değerlendirme yazısını simdi yazabiliyorum malesef. Kafamda türlü sorular, bu yazıya ancak zaman ayırabildim. Almanya'da yaşayan musevi bir ailenin Hitler döneminde mecburi ülkelerini terkedişleri ve yaşadıklarını konu alan bu kitabı çocukken okuma fırsatı bulamadığım için geç olsun güç olmasın deyip satın aldım. Tudem yayınlarından satışa çıkan kitabı 12 TL'ye satın alabilirsiniz.
Modern klasikler arasında yerini çoktan almış olan kitabın ilk basımı 1971 yılında yapılmış ve yazarı Judith Kerr'e Alman Gençlik Edebiyatı Ödülünü getirmiş. Kitap baş karakter Anna yani yazarın kendi gözünden yazılmış. Doğup büyüdüğü topraklardan acımasız bir soykırıma ramak kala ayrılan bir ailenin, farklı kültürlerle farklı ülkelerle tanışma hikayeleri çok soft ve zaman zaman da eğlenceli olarak yansıtılmış. Çocukların okumasına uygun olarak o dönemi gerçeklerle fakat umut dolu resmetmiş yazar. Kitap dünyanın genel görünüşünden öte olayların Anna'nın çocuk gözünden nasıl göründüğüyle ve yorumlandığıyla daha ilgili. Bir çok eleştirmenden olumlu yorumlar alan kitap okunması gereken gençlik serilerinde yerini almalı... 
Çok yakında yeni bir kitap değerlendirmesi ile yine burada olacağım. Okuyacak bol zamanınızın olduğu günler olması dileğiyle...

18 Kasım 2013 Pazartesi

I LOVE INSTAGRAM I HATE MONDAYS *16*

Soğuk hatta buzzz gibi bir Pazartesi'den daha merhaba. Kıştan hiç mi hiç hoşlanmayan ben son zamanlarda hadi ya kış gelmeyecek mi demeye başlamıştım ki 2 gündür söylediklerime pişman oluyorum :) Hava gerçekten soğuk, kombiler çoktan çalışmaya başladı. Kış gelip dışarıda geçireceğimiz zaman kısıtlanınca evde zaman geçirmenin en güzel yollarından biri olan kitap okuma alışkanlığımızda da artış olur umarım :) Bugünün Instagram fotoğrafı da benim okunmayı bekleyen güzel kitaplarımdan...
Okuduğum son kitap bitince bu kitaplar içinden Etgar Keret'in Gazze Blues'u seçip okumaya başladım bile. Bitirdiğim kitabın yorumu ise çok yakında yine blogda olacak. 

Beni Instagram üzerinden takip etmek için buraya, Twitter üzerinden takip etmek için buraya, Facebook sayfam içinse buraya tıklayabilirsiniz. Okuğuum diğer Edgar Keret yazısı ise burada. Son kitap alışverişim de burada. :) Haftaya yine görüşmek üzere. Sevgiler...

6 Kasım 2013 Çarşamba

TANRI OLMAK İSTEYEN OTOBÜS ŞÖFÖRÜ - KİTAP DEĞERLENDİRMESİ

Yaklaşık 3 hafta kadar önce aldığım bu kitabı nihayet okuma fırsatı bulduğumda biraz önyargılıydım, türünden ötürü. En son okuduğum öykü kitabından bu yana neredeyse 10 yıl kadar geçti. 10 yıllık süre zarfında ilgim genelde gerilim-polisiye kitaplarındaydı fakat, bu kitabı rafta görünce dayanamadım. İlk olarak tabii ismi dikkatimi çekti. Tanrı olmak isteyen otobüs şöförü, nasıl yani? Etgar Keret ismini daha öncede duymuş fakat kitaplarıyla tanışma fırsatnıı bulamamıştım. Bu kitabı rafta görünce hemen yazarı hakkında da internette kısa bir araştırma yaptım ve öykülerinden esinlenerek birçok kısa film çekildiğini okudum. Eğitimimi sinema üzerine yaptığım için bu yazarı benim için daha da bir cazip kıldı...
Etgar gerçekten farklı bir yazar. Kitaptaki kara mizah örneği öyküler hem etkileyici hem biraz garip. Okurken sürekli aklımdan geçen şey "çok garip ama çok da güzel" oldu. Öyküleri okuduğunuzda aklınızda kalanlarla aslında, öykülerin ilginçliklerinden öte derin bir alt metni olduğunu da farkediyorsunuz. Öykülerin hepsinin ayrı bir tadı var ama öykülerin birinde geçen şu satırlar beni çok etkiledi. 

"İki tür insan vardır, duvar yanında uyuyanlar ve onları yataktan aşağı iten birinin yanında uyuyanlar."

Hayat tam da yukarıdaki satırlarda yazıldığı gibi değil mi? Etgar bu zamana kadar okumamış olduğum için üzüldüğüm yazarlar arasında yerini çoktan aldı. En kısa sürede diğer kitaplarını da okuyup yorumlarımı paylaşacağım. Gönülden tavsiye edebileceğim bu kitabı sizin de deneyimlemeniz dileğiyle...